Anlatılagelen, hepimizin bildiği meşhur bir hikâye var. Bu hikâye farklı şekillerde anlatıla gelmiş olsa da ana teması hepsinin aynıdır.

Bir baba, oğlunun huyunu, kişiliğini beğenmez ve ona yeri geldikçe “Sen adam olmazsın,” dermiş. Oğlu da; “İleride nasıl bir adam olduğu mu sana göstereceğim” der dururmuş. Böylece aradan yıllar geçmiş, çocuk inek sağmış, yoğurt ve süt satmış, şoförlük yapmış ama okumayı bırakmamış ve en sonunda okuyup bir ile vali olarak atanmış. Vali olduğu ve göreve başladığı gün yardımcısına emir vermiş, “Git falan köyde bir adam var, onu alıp buraya getirin” demiş.

Vali yardımcısı gitmiş, valinin bahsettiği kişiyi apar topar alıp getirmiş ve valinin makamına çıkarmış.

Çocuk huzuruna getirilen babasına dönerek, gururla şöyle demiş: “Baba bak sen bana ‘adam olamazsın’ derdin; ama ben vali oldum” deyince, baba; "Oğlum ben sana vali olmazsın, demedim ki, adam olamazsın dedim, eğer adam olsaydın babanı ayağına getirmez, kendin gelirdin” diye lafı yapıştırmış.

Çocuk vali olmuş fakat bu yaptığıyla insanların diline de düşmüş. Böylece halk içinde makama, paraya, şöhrete erip de adam olamamış kişilere bu söz söylenir olmuş.

Yöneticilerimizin durumunu ortaya koymak için, bu hikâyeyi çoğu zaman birbirimize anlatırız.  Bugün birçok idarecimizin, yöneticimizin özellikle siyasetçilerimizin kibir, gurur, şan ve şöhret sarhoşluğu içinde olduğunu görünce bu hikâyeye hep aklımıza gelmekte. Ancak günümüzde bunun istisnaları da yok değil. İşte bu yazımızda sizlere böyle bir istisnadan bahsedeceğim. Hayatımıza damga vuran, adam gibi adam olan, sıfır kompleksli, bir valimizden, kendisi validen çok vatanının ve milletinin emrinde bir hizmetçi gibi çalışan, gönüllerde taht kuran ismi zikredildiğinde dost düşman herkesin işte yönetici, idareci böyle olmalı dedirten bir isimden bahsedeceğim. Bir önceki dönemde Tunceli ilinde yaptıkları ile çok büyük bir iz bırakan ve kendinden sürekli bahsettiren ve şimdi hizmet sırası Karadeniz’in şirin bir ili, yaylaları, dereleri ve fındığı ile meşhur Ordu’da görev yapan Ordu valimiz Tuncay Sonel.

Tuncay Sonel valimiz Adana’nın yiğit ve mert insanlarından biri. Adana’nın sıcaklığı yüreğine sinmiş, kalbi daima yufka yürekli, şefkat abidesi, bir o kadar da vatan düşmanlarının karşısında cevvalleşen, spor sevdalısı, Adana Demir Spor hayranı ve yöneticisi, kalbinde kibir ve enaniyetten bir eser olmayan, dürüst ve durmaksızın çalışan birisi. Tunceli ilinde kendisini birkaç kez ziyaret etme imkanı bulmuştum. Vali ve kayyum belediye başkanı olarak Tunceli’de yaptığı hizmetler ile adeta destan yazdı. Terör ile anıla gelen ili turizm şehri haline getirerek marka bir şehir olmasını sağladı. Bu başarılı hizmetlerinden sonra büyükşehir olan Ordu’ya atandı. Ordu’da çok kısa sürede kendini sevdirdi. Giresun ve Ordu’da yaşanan sel felaketinde gösterdiği üstün başarı dolu çalışmaları ile bütün Türkiye onu konuşur oldu. Mesaisini makam odasına kapanarak değil, sürekli halkın içinde geçiren, onların dertleriyle birebir ilgilenen Tuncay Sonel valimiz geçtiğimiz bir iki gün içinde simit satan bir vatandaşın tezgahında ona yardım edişi ve küçük bir kız çocuğunu sevindirirken objektiflere yansıyan fotoğraflarını görünce geçtiğimiz günlerde ölüm yıldönümünü kutladığımız ve hep hayıflanarak onu yâd ettiğimiz vali Recep Yazıcıoğlu aklıma geldi. Gayri ihtiyari ağzımdan şu cümleler döküldü. İşte günümüzün Recep Yazıcıoğlu’su.

Şan-şöhret sarhoşluğuna kapılmadan, günümüzde kibirli davrananların aksine zerrece kompleksi olmayan, sonradan görmeler gibi davranmayan Tuncay Sonel vali bizlere yönetici böyle olmalı dedirtiyor. Görev yaptığı her yerde gönüllere öylesine dokunmuş ki, o bölgelerde yaşayanlar kendisini hâlâ hep hayırla, minnetle yâd etmektedirler. Sadece görev yaptığı yerlerde değil, yaptığı güzel işler ile bütün Türkiye’nin gönlünde yer bulan Tuncay Sonel valimize bütün hayatı boyunca başarılar diliyorum.