Sürekli aklımızdan silip attığımız bir gerçek var. BU HAYAT BİR GÜN BİTECEK! Neden bunun bilincinde olarak yaşamaya devam etmiyoruz? Ölümden mi korkuyoruz nedir yani? Oysa dediğim gibi bu bir gerçek. Ve üstelik kaçılmayacak olan bir gerçek. Öyle bir alıştırmışız ki kendimizi bu hayata. Sanki hiç gitmeyecekmişiz gibi! Ancak aileden, çevreden tanıdık biri vefat edince aklımıza geliyor ölüm gerçeği. Zamansız olduğunu da anlıyoruz kimi yanı sıra.

Bizler bu fani dünyada bir sınava tabiiyiz. Yaşamımız son bulduğunda asıl özümüze döneceğiz. Özümüz dediğim, yani yaşadığımız zaman boyunca işlediğimiz sevaplara ve günahlara dayanarak olmamız gereken yerde olacağız.

Bir yandan da hep düşünürüm. Sonsuz olsaydık veya öleceğimiz tarihi saati saatine bilseydik ne olurdu? Sonsuz olsak amaçsız bir şekilde böyle yaşamaktan da sıkılırdık eminim. Ama zaten gideceğimiz yer bizim için bir sonsuzluk olmayacak mı? Bir de düşünün ölüm tarihinizi bildiğinizi. Ya da kendinizi de geçin çok değer verdiğiniz çok önemsediğiniz birininkini de biliyorsunuz. Kaldırabilir miydiniz bunu?

Eğer bu gerçeğin farkında olsaydık, her şeye başka bir gözle bakmaya başlardık. Zaman daralıyor! Son günümüzün tarihini bilmesek bile zamanımızın az olduğunun farkında olarak yaşayalım. Ani gidişler çok fazla... Trafik kazasında vefat eden ufacık bedenin yerinde bizlerden biri de olabilirdi. Ecel derler ya aynen öyle işte. Ecelin ne zaman geleceği asla belli olmaz.

Her şey bir gün bitecek! O çok beğenerek aldığımız elbiseler bile geride kalacak. Gördüğün, yolda karşılaştığın binlerce yüz aklından silinip gidecek. Sen yanında giderken yalnızca günah ve sevaplarını götüreceksin. O yüzden iyi olmak için, iyilik yapmak için hala nefes almaya devam ediyorsan çok geç değildir..!