İçinde yaşadığımız evlerimizin de aslında bir ruhu vardır.Biz onların içinde yaşadığımız sürece bizimle birlikte yaşarlar.Kimsenin yaşamadığı evler baykuşlara yuva olur.Bu söz o kadar doğru ki.Yıllarca bir çok insanın yaşantısına tanıklık eden evleri terk ettiğimizde harabeye dönerler,yıkılmaya yüz tutarlar.Evlerimiz bizimle,bizim yaşantımızla güzelleşir.Hayatımızı hangi yönde şekillendiriyor,hangi yönde besliyorsak, yaşadığımız mekanın içi de,dışı da buna göre şekillenir.Bununla ilgili bir anekdot okumuştum.İstanbul’da  küçük bir site.Ve bu sitede her meslekten insan oturuyor.Bir gün farkediyorlar ki her gün farklı eve giren bir hırsız var.İlginç olan şu ki bu hırsız evlerden hiçbir şey çalmıyor.Özellikle seçtiği evler  çalışan,evde olmadığına kesinlikle emin olduğu kişilerin evleri.Ve bu evlere düzenli bir şekilde belirli günlerde giriyor.Bu bazen bir öğretmen,bazen bir hakim,bazen bir doktor,bazen de bir işçinin evi.Çoğu zaman girdiği evlere meyve,sebze türü şeyler getirip bırakıyor.Bir gün ev sahiplerinden birisi kendi evine girileceğini düşündüğü bir gün işe gitmiyor.Amacı bu hırsızı suçüstü yakalayabilmek.Belli bir süre sonra kapıdan tıkırtılar geliyor.Ev sahibi heyecanlanıyor,heyecanıyla birlikte korkuya da kapılıyor.Birden salonun kapısında başında kasketi,kucağında meyve poşeti olan,eli yüzü düzgün bir genç beliriveriyor.Ev sahibini görünce o da biraz duraklıyor.Hem şaşırıyor,hem de biraz geri çekilmek istiyor; ama olduğu yerde kalakalıyor.Ev sahibi hırsız olarak düşündüğü kişinin bu kadar temiz yüzlü,efendi bir görünüme sahip olmasına şaşırıyor.Sakinleşiyor ve delikanlıya niçin evlere girdiğini soruyor.Delikanlı öncelikle kendisinin bir araştırma yaptığından bahsediyor.Bu araştırmayı yapmak için böyle bir riski göze aldığından bahsediyor.Hiç kimsenin özel eşyalarına dokunmadığını,her türden,her meslekten insanın ev yaşantısını birebir gözlemlediğinden bahsediyor.Bir hakimin,bir savcının,bir avukatın adliye koridorlarındaki dünyasıyla,evdeki dünyasının çok farklı olduğundan bahsediyor.Bir doktorun,bir öğretmenin,bir işçinin diş fırçasından,havlusuna,dinlenmek için uzandığı kanepesinden,evinde biriktirdiği gazete ve dergi küpürlerinden,okuduğu kitapları ve kitap türlerinden, mutfağındaki yemek masasından,yemek alışkanlıklarına,biriktirdiği çöpüne kadar her şeyini inceliyor.Kendisini bu şekilde tanıtıp,anlattıktan sonra ev sahibiyle uzun bir sohbete dalıyorlar.

Dışarıda kim olursak olalım, statümüz ne olursa olsun, evimiz bizi yansıtıyor.Kendimizi en mutlu hissettiğimiz,en rahat hissettiğimiz zamanlar evimizde yaşanıyor.Dışarıda farklı karakterlere bürünsek de evimizde çok farklıyız.Yani kısacası evlerimiz bizimle birlikte yaşayıp,bizimle birlikte şekilleniyor.

Evlerimizin de bir ruhu var bunu asla unutmayalım...