Göl kıyısında yaşayan saz bitkisi ile zeytin ağacı sohbet ederlerken söz dönüp dolaşıp dayanıklılık konusuna gelmiş.Sen dayanıklısın, ben dayanıklıyım derken başlamışlar tartışmaya.Zeytin ağacı sazın konuşmalarına çok sinirlenmiş.Sen kim oluyorsun da benimle boy ölçüşüyorsun! Şu cılız hâline bak! Hafif bir yel esse iki büklüm olursun,demiş.Bu söz üzerine saz hiç sesini çıkarmamış.Tam o sırada sert bir rüzgâr esmeye başlamış.Saz,rüzgârın şiddeti karşısında sallanmaya başlamış. Hatta defalarca yerlere dek eğilmiş ama kırılmamış, yine de ayağa kalkmış.Zeytin ağacı ne yapmış dersiniz? Zeytin ağacı, dayanaklılığına güvenerek rüzgâra karşı var gücüyle direnmiş.Rüzgâr, zeytin ağacının kendisine kafa tuttuğunu görünce öfkelenmiş ve hızını daha da artırmış. Bütün gücüyle direnen zeytin ağacı, kökleriyle toprağa sımsıkı sarılmış ama onun bu hareketi, rüzgârın öfkesini daha da artırmaktan başka bir işe yaramamış ve zeytin ağacını kökünden söküp atmış.

İşte hayatta buna benzer.Varlığına,gücüne çok güvenmemelisin.Bir gün gelir herşeyin uçup gider.Üstelik geriye bakmaya bile zaman bulamazsın Fabl hikayelerini severim.Bu hikayeler çocuklar için yazılmış olsa da büyüklerin de okuyup çok büyük dersler çıkartması gereken türden eserler.Hayvanların,bitkilerin dile gelerek  insanların kırık dökük yönlerine işaret eden bu hikayelerde çıkarılacak çok ders var.Zeytin ile Saz’ın hikâyesine çok fazla  yorum yapmak istemedim,yorumları size bırakıyorum. Gençliğimize,malımıza,mülkümüze,tüm maddi varlığımıza,itibarımıza,şöhretimize çok güvenmeyelim.Hepsi bir gün rüzgarın zeytin ağacını uçurduğu gibi uçup gidebilir.

Vesselam...