En ufak şeylere bile sinirlenmeye başladığımızın farkında mısınız? Kimse kimseye tahammül edemiyor eskisi gibi. Ben bir kelime söylerim de kalbini kırar mıyım diye düşünmüyor. Fedakarlık yapardık önceden. Hakkımız olsa bile karşımızdaki kişiyle aramız bozulmasın diye susardık.

Eğer içimizdeki her şeyi söyleyebilsek rahatlayacağımızı düşünürüz. Ama öyle değildir o olay maalesef. Evet, başta kendimizi rahatlamış hissederiz ama sonradan eğer vicdanımız varsa o insanı kırdık diye oturur üzülürüz.

Şunu her zaman savunurum. Hak edene mutlaka ağzının payını vermek gerek. Yalnızca bunu hayatımızda olan, en yakınlarımıza yapmamaya çalışalım. Yarın yüzüne bakacak yüzümüz olsun. İnsana yağılan hatalar asla unutulmuyor. Aynı şekilde bir şey olmamış gibi devam ediliyorsa bilin ki içe atılmıştır tüm sorunlar. Çünkü değerli olan hiç bir şey kaybedilmek istenmez.

Öyle insanlar var ki, yapılan hata karşısında susmayı tercih eder. Ama asla aptal oldukları için değil, sırf kaybetmemek için! Mevlana’nın çok sevdiğim ve çok da anlamlı bulduğum bir sözü var. Onunla sonlandırmak istiyorum yazımı.

“Ya incittiğin, kırdığın gönlü Allah seviyorsa..! Resulullah seviyorsa..! Hatta “Yer ve Gök” dahi seviyorsa..! Nereden bileceksin? Bilmiyorsun ki, bilseydin ödün kopardı kırmaktan...”