Sosyal medyada güzel bir anıya denk geldim. Sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir kullanıcı aynen şu cümleleri yazmış. “Üniversiteyi kazanalı çok yeniydi. Babamın beni okutmak için pek durumu yoktu, bende bir miktar para kazabilmek adına çalışmak için Bodrum’a gittim. Bir arkadaş Bodrum’da bir mekanda çalışıyordu, sağ olsun onun sayesinde bende onun yanında işe alındım. Barış Akarsu’yu da ilk kez orada gördüm, sahne alıyordu, ama henüz yeni yeni tanınmaya başladığı zamanlardı.

Sahneden indikten sonra yanımıza geldi. “Dostum gel otur.” dedi. Bende çekine çekine abi işler var dedim. Ya gel, daha sonra yaparız beraber. Kimsin bakalım ismin ne, dedi. İsmim Yusuf dedim. Ekmek kuyunun dibindedir Yusuf, dedi. Tebessüm ederek okuyorum abi, para lazım, dedim. Aferin sana, dedi. O günden sonra bir daha göremedim, aradan iki ay geçti. Bu sırada babamı kaybettim ben orada çalışırken. Memlekete gittim, İçel’e.

Daha sonra kalabalık arasında onu gördüm, siyah deri montu vardı. Geldi yanıma, olur Yusuf olur. Hayat böyle, sen her zaman kuyudan çıkmaya gayret et, dedi, gitti... Küçük kardeşime bir zarf vermiş, içinde bir miktar para ve banka hesap cüzdanı, bir de mektup var; Tüm eğitim masrafların bana ait hiç kimseye söz etmek yok ama... Etmedim abi, hiç kimseye bir şey söylemedim. O günden itibaren benim abim, her şeyim oldu. Evliyim şimdi, bir oğlum var, Adı Barış” – Yusuf Sami Atılgan

Bundan iki gün önce Barış Akarsu’nun doğum günüydü. Aynı zamanda geçirdiği kazanın günüydü. Bu güzel insan ne yapıp edip, bir şekilde, bir yerlerde insanlara gizliden gizliye yardım ediyordu. Ve bunları göstermeden yapıyordu. Kalbi güzel olan insanların kaderi hep böyle olmak zorunda mı? Erkenden, genç yaşta hayata veda etmek zorunda mı? Barış Akarsu ne yazık ki aramızda çok az kaldı. Ama öyle bir yer edindi ki insanlarda. Her zaman iyilikleriyle, yüzündeki gülümsemeyle, o muhteşem sesinle anılacaksın güzel insan...