“Etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz. Gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz bile! Kitaplarımızı, hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalacağız.” –Dostoyevski

Ne kadar anlamlı bir cümle değil mi? Hayaller ve kitaplar insanın elinden alınınca geriye pek bir şey kalmıyor. Kitaplar bize bilgi verirken, bizleri yönlendirirken, hayallerimiz de yaşamamız için, hayata tutunmamız için bizler için birer dal görevinde. Geriye kalan her şey bomboş. Kitaplar olmasaydı insanlar bilgi sahibi olmazdı. Hayaller olmasaydı insanlar hayata bağlı olamazdı.

Bir kitap alın elinize. İçinde olan dünyada kaybedin kendinizi. O kitabı benimseyerek okuyun. Başrole veya baika bir karakterin yerine koyun kendinizi. O zaman kitap okumuş sayılırsınız. Veya yeniden bir kitap alın elinize. Ansiklopedi, kişisel gelişim, tarihi kitaplar falan... Kitaplarımız olmasaydı geçmiş tarihimizden neyi öğrenebilecektik? Bizelere bilgi veren şey ne olacaktı? Bizi ne yönlendirecekti? İnsanlar mı? Peki ama nereye kadar? Veya doğruluğuna nasıl inanacaktık? Biz insanoğluna kanıtlı belge gerek.

Hayallere gelince... Bir hayal kurun. O hayali gerçekleştirmeden ölmeyi istemeyin. O hayal içinizde kalmasın. Bu hayatta kötü giden her şeye inat sizi hayata tutunduracak bir dal olsun o hayal. Sonuçta hayal kurmak bedava. Kimsenin de haberi yok içimizden ne istediğimizin.

O halde Dostoyevski’nin dediği gibi öylece ortada kalmak yerine bir elinize kitabınızı, bir elinize de hayallerinizi alın. Bunlar size yaşamınız boyunca yeter de artar bile...