Umutsuzluk! Evet, son günlerin ana başlığı bu. Kiminle konuşsam en temel sorun; kaygı! Kişiye en uzak tanım; umutsuzluk!

Dünyayı değiştirmek isteyen milyonlarca insan var!

Ya dünya bizi değiştirmeye çalışıyorsa!

 

Bilmemek mi? İşine gelmemek mi?

Biz farkında olmadan dokunun yarattığı kayganlıkta, yere çakılanların isyanlarını dinliyoruz. Kendi düşen ağlamazdı hani?

Çelişkiler, mayaladığınız bedenler, tutarsız ilişkiler, asılsız haberler, iftiralar.. Kibirsiz, egosuz çıkarsızdınız hani?

Kumbaranıza saygı biriktiriyordunuz, sevginin anahtarına sahip çıkıyordunuz; kaybettiğiniz anahtarı aramaktan bitap düşmüşsünüz. Tutarlıydınız hani?

Toplumun emir kiplerine göre hareket etmek istemeyen, toplumun dışında kalmak isteyen zihinlerin çaresizliğini yaşıyoruz.

İçsel ve zihinsel kavramların içine kendini sızdırmaya çalışan bilinç yoksunlarına sesleniyorum: Yaratılan fantastik dünyanızın, gündelik şımarık ihtiyaçları; değiştirmek istediğiniz dünya için işe yaramayacak.

“Herkes kendinden sorumludur” cümlesi bir yanılgıdan mı ibarettir sizce?

Bir başkasının sorumluluğu ilgilendirmez kimseyi değil mi? Her koyun kendi bacağından misali…

Peki, yanımızdakinin sorumluğuna da bir nebze kulak assak, toplum birbiriyle daha kenetlenir vaziyete gelmez mi? Gelir. Bu da umutlu olabilmeye giden yolda basamak değil midir?

Güneşin ışığıyla yetinemeyen şahısların arasında; kapı deliğinden sızan ışıkla mutlu olanlar var bu hayatta.

Ve yetinmesi bilenler, yetinemeyenler yüzünden şu durumda.

İnsanları umutsuzluğa sürükleyen sebeplerden sadece birkaçı bunlar.

 

Aynaya yanlışlıkla bakan bir insana rast geldiniz mi hiç?

Kendisini unutan, hatırlamak istemeyen; aynayla karşılaştığında yüzleşme zamanının son dakikaları yaşayan…

Kendinden mahrum edecek kadar aciz bir durum; umutsuzluk.

Yaşanılanların anlamı olduğunu fark ederek yola devam etmek, yol boyunca da anlamlı bulduklarının kimseler tarafından ifade etmeyişini, anlamsız olduğunu görmek. Yola çıktığın heyecan seninle devam eder mi bu saatten sonra?

EDECEK!

Hayallerin eceli gelmişçesine son dakikalarına kadar direnen, yere düşmüş bir umut kırıntısı arayan insanlar düşlüyorum. Bulduğunda üfleyecek, temizleyecek ve yoluna devam edecek. Fazlasıyla aç ya; o umut ona yetecek.

Bulduğunuz umut kırıntılarına sahip çıkın lütfen. Sizleri değiştirmeye, elinizden umudunuzu almaya, dilediğince yönetmeye, kör etmeye çalışan bir toplumla karşı karşıyayız.

Toz pembe bulutlarla sarmalanmış, gündelik hayallerle beslenen bireylerin yarattığı kişisel gelişim metotlarına kulak vermeyin.

Neydi? “Önce dünyayı değiştirmekle başla” falan mı?

Soruyorum size: dünyayı değiştirmek isteyen sizler, sizi değiştirmeye çalışanları; üstelik galip gelenleri görmüyor musunuz?

Bilmediğimiz, belki de hiç tahmin edemeyeceğimiz olaylar çıkmıyor mu karşımıza?

Üstelik Türkiye’de!

İradenize sahip çıkın!

Hayatınızın merkezine koyduğunuz kişiyi ya da nesneyi her neyse; gün sonunda başkasının çıkarları için harcamayın. Tuttuğunuz ipleri gerekirse teninizle bütünleşecek hali aldırın, yine de başkasına vermeyin.

 

 

 

 

Haydi!

Silkinip kendinize gelin!

Unutmayın: Kendi iradesini hiçe saymış insanlar; dayatıların olduğu sisteme köle olmaya mahkûmdur!

NOT: Umutla kalın!

Hande Balcan

hbalcan918@gmail.com